Kategori arşivi: Eleştiriler

16042017

Celladına aşık olmuşsa bir millet,
İster ezan ister çan dinlet.
İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet
Müstehaktır ona her türlü zillet!
Ö.Hayyam

Yeni başlayacak ev biracısı adayı için öneriler

6f34ddeb260a354821474020ddb594e4068097f5

Bira tahıldan yapılır. Biranın tadından görünümüne, alkole dönüşecek şekere kadar her şeyi tahıl sağlar.

Nasıl oluyor, çok yüzeysel olarak anlatacak olursak şöyle: Önce tahıl ıslatılıyor ve filizlenmesi sağlanıyor. Filizleri neredeyse tane boyuna geldiğinde kurutularak malt elde ediyorsunuz. Bu maltı parçalamadan, un ufak etmeden ezecek şekilde değirmenden geçirerek 65 derece civarı suyla buluşturuyorsunuz. Şerbetçiotları bu aşamada ekleniyor. Bir süre sonra şerbeti malttan süzüp hızlıca soğutmanız gerekiyor. Artık uygun sıcaklıktaki şerbeti bir fermentere alıp mayasını ekleme ve sabretme zamanı.

Daha önce hiç evde bira yapmamış birisi için biraz karışık, kabul ediyorum.

Daha kolay bir yöntem de var, hazır bira kitleri.

Kendini tam tahıldan bira yapmaya hazır hissedene kadar, veya gerekli alet edevata sahip olana kadar hazır kitlerle de lezzetli biralar yapabilirsin.

Öncelikle ufak bir başlangıç masrafı yapmak gerekiyor.

Neyse ki günümüzde bütün ihtiyacın olan malzemeleri tek tık ile satın alabiliyoruz, eskiden çok zormuş bu işler.

Hazır bira yapım seti edinmek gerekiyor. Üzerinde termometresi ve musluğu bulunan fermantasyon kovası, hava kilidi, şişe doldurma çubuğu, karıştırıcısı, şişe fırçası, şişe kapakları, şişe kapak kapatıcısı, temizlik ve dezenfekte ürünleri vs. barındıran bu setleri aşağıdaki sitelerden edinebilirsin.

ButikBira’nın seti

Bira House’un seti

Fermantasyon Market’in seti

Bu sitelerde içinde bira kiti olan, olmayan, bazı malzemeler eksik ya da fazla set çeşitleri de var, incelemekte fayda var. Başka siteler de var ama ben tecrübe etmedim, alışveriş bölümünde bütün siteleri zamanla yorumlayacağız.

Alacağın setin içerisinde bira kiti yok ise onu da ayrıca almalısın, bira o konservenin içinde çünkü 🙂

Alışkın olduğun tada en yakın bira kitlerinden birisini seçmek istersen:

ButikBira
Pilsner Bira Kiti

Export Pilsner Bira Kiti

Premium Pilsner Bira Kiti

Bira House
Real Ale Bira Kiti

Canadian Blonde Bira Kiti

Fermentasyon Market
Pilsner Bira Kiti

Dünyada binlerce çeşit bira kiti var, ülkemizde de hatırı sayılır çeşit bulmak mümkün. Zamanla çeşit çeşit denersin zaten.

Satın aldığın başlangıç setinde ve aldığın kitlerin üzerinde yazıyor nasıl yapılacağı ama aşağı yukarı şöyle sıralayabilirim yapacaklarını.

1- Kova başta olmak üzere tüm malzemeleri temizleyici madde ile temizlemelisin. Ben tüm dünyada kabul gören PBW ile temizlik yapmanı tavsiye ederim. Satış siteleri ellerindeki stoğa göre farklı malzemeler de öneriyor ama ben önermiyorum. Daha sonra yine tüm malzemeleri mikrop ve bakterilerden arındırmalısın. Bunu da yine düm dünyadaki ev biracılarının tercihi Star-San adlı ürünü kullanarak yapmanı öneririm.
– Star-San gayet köpük yapan bir madde, köpükten korkma, eldivenli elin ile şöyle bir sıyır, at, kalan da kalsın. Deterjan değil o.

2- Aldığın bira kitine göre değişse de 1 kilo toz şekere ihtiyacın var. Bazı kitlerde gerek yok. Aldığın kitin açıklamasında yazar zaten. Şeker yerine toz ya da sıvı malt özütleri de kullanabilirsin. Lezzet, gövde _(ne olduğunu zamanla anlarsın)_, tat, alkol oranı ve köpüğe etki eder malt özleri. Toz Şekeri kaynar suyla erittikten sonra konservedeki bira kitini ekleyecek ve yine kitin çeşidine göre 23 litreye tamamlayacak şekilde su ekleyeceksin.
– Kuru malt özünü sıcak suyla karıştırma, beton gibi oluyor, soğuk suda erit öyle kat.

3- Artık kova içinde 1 kilo şeker veya malt özleri, bira kiti olan 23 litre sıvı olmalı. ortalama 20-23 derece ise bu sıvı kapağını iyice sıkıca kapatıp bir ucundan 45 derece yatırıp deli gibi çalkalamalısın.
– Kapaktaki deliği dezenfekte ettiğin parmağınla tıkamayı unutup etrafı batırma 🙂 öyle çalkala ki kapağı açtığında 10 santim köpük olmuş olsun.

4- Bira kitinden çıkan mayayı köpüğün üstüne yavaşça serperek kapağı tekrar kapatıyor ve kapaktaki contalı deliğe çizgiye kadar su doldurduğumuz hava kilidini takıyor ve ortalama 20-23 derecede 1-2 hafta rahatsız edilmeden bekleyeceği yere koyuyoruz. Kovanın doğrudan güneş almaması faydalı.
– Maya nerede? Konservelerde kapağın altında, vakumlu poşet olanlarda poşetin altına yapıştırılmış
– Çok yapılan hata sıcak suya maya eklemiyoruz.
– Köpüğü kenara ayırmaya çok da gerek yok.

5- Bir süre sonra (3-4 saat olabilir, 12 saat de) hava kilidindeki suyun bir tarafa toplanmış olması ve lıkır lıkır sesler çıkarması lazım, çıkmazsa da sorun değil, kova plastik sonuçta bir yerinden kaçırıyordur havayı. Çok dert değil. Çeşme kaçırmasın yeter ki 🙂 1 hafta kadar sonra (2 haftaya da uzayabilir) hava kilidindeki su tekrar eşitlenecek ve artık şişeleme yapmaya başlayacağız. Mayalanmanın gerçekten bitip bitmediğini anlamanın bir yolu var aslında, Hidrometre satın alarak ölçüm yapabiliriz. İleride hidrometre kullanımı da anlatacağım. Şimdilik 1.5 – 2 hafta bekleyen kova şişelenebilir olarak kabul edebilirsiniz.
– Hava kilidinde hareket yoksa dertlenme
– Hareket yoksa hava kilidinde sorun etme
– Lıkır lıkır ses gelmiyorsa hava kilidinden üzülme

6- 45 adet depozitolu bira şişesi edinmen lazım. Bunları bir şekilde temin edip PBW ile çok güzel temizlemen lazım. Tekel bayisinden alacağın şişeler ciddi manada temizliğe ihtiyaç duyuyor. Ve hayır bulaşık makinasına koyma, bir işe yaramıyor içine su girmiyor doğru düzgün. Parlatıcı bulaşıyor. Bir de yüksek ısıda içindeki kirler daha da yerleşiyor. Benim tavsiyem şişeleri sıcak iki parmak PBW‘li suda yarım saat kadar bekletip çalkalayarak kirlerden arındırman. Daha sonra fırça yardımı ile yine PBW‘li su ile detay temizliği yapman. Işıkta kontrol ederek iyice temizlendiğinden emin olabilirsin. Hala inatçı kirler var ise at gitsin 20 kuruşluk şişe yahu.
– Şişenin içine bir miktar pirinç atarak çalkalama işini daha etkili yapanlar var.
– Butik Bira sitesinde bu iş için üretilmiş plastik şişe de satılıyor, üşeniyorsan ve paran çoksa tavsiye ederim.

7- Günlerden şişeleme günü ise ve kirlerinden arındırılmış 45 şişen var ise şişeleri dezenfekte etmekle başlayacağız. Eğer şişe temizleme fıskiyesine sahip isen kollarını seviyorsun demektir. Hatta yoksa bu işi 2-3 gün ertele ve satın al. Öyle faydalı. Bütün şişeleri Star-San ile dezenfekte ettikten sonra 2 adet kesme şeker eklediğimiz şişeyi Star-San ile dezenfekte ettiğimiz doldurma çubuğu ile 2-3 parmak boşluk kalacak şekilde dolduruyor ve Star-San dolu suyun içine koyduğumuz kapaklardan birisiyle Star-San ile dezenfekte ettiğimiz kapatıcıyı kullanarak kapatıyoruz.
– Yani Star-San çok çok önemli 🙂
– Şişelere 2 adet kesme şeker koymayı unutma, 4 tane de koyma füze gibi patlayabilir

8- Ben minimum bir hafta yazayım da sen nasıl olsa 3 gün sonra birisini açıp deneyeceksin. Deneye deneye 1 ay dolmadan bir kasayı bitirince farkedeceksin ki bu şişeler bekledikçe güzelleşiyor.

Tadını çıkar 🙂

dolandırıcı yarışma programları

Her 3-4 yılda bir gelen büyük bir nefretle DigiTürk‘ü kapatma -hem de ne kapatma, hırs, nefret, küfürler gırla- seanslarından birisinde, TV’ye normal 900 uydu kanalını kuruldu tabiki. Bir türlü D-Smart‘a geçemedik, belki daha iyi tecrübe, belki de laciverti. Her DigiTürk ayrılıktan 6-7 ay sonra yeniden DigiTürk aboneliği başlattık. Sıradaki nefret çubuğu dolana dek.

DigiTürk yazısı başka bir zamana kalsın, nefret ve aşk çok ince bir sınır. (Gerçekten bu kadar müşteri nefreti kazanabilmek ayrı bir konu)

Aslında leş Türk kanallarını pek izlemem, kaynana zoru ile TV8 Acun yarışmaları ve Kara Sevda gibi dizilere bir miktar aşina olsam da uydunun 5685 kanalı arasında gezinirken Derya TV, Farklı TV gibi kanallarda tüm gün harika Türk filmleri yayınlandığını farkettim. Sigara ve rakının ‘blur’lanmadığı, küfürlerin ‘bip’lenmediği bu kanallarda Orhan Gencebay’ın 1981 yılında baş rölünü oynadığı “Feryada Gücüm Yok” adlı erken dönem ‘Zeitgeist’ filminde bildiğin meme gördüm. Akit gazetemsinin kel adamın kafasını sansürlendiği dönemlerdeyiz okuyucu, kadın göğsü diyorum.

Bu kanallar muhtemelen aynı kişinin, bu filmleri lisanssız, telif hakkı ödemeden CD’den, DVD’den ve memeli rakılı yayınlarken tek dertleri aslında filmin yarısında yarım saatlik dolandırıcılık reklamları koyarak çocuklar, saf vatandaşlar, köşeyi hızlıca dönme amacındaki kurnazlar ve yaşlıları hedef almak.

Biz girişimcilere sorarlar ya, gelir modeliniz denir? Aha işte keriz avlamak.

Gündüzleri çok ucuza 3 tane ama ‘kargo ücreti belirsiz’ saç çıkartıcı, cinsel gücü 5 kat arttırıcı, akne ve sivilce yok edici, 5 dakikada kırışıklığı yok edici krem reklamları varken (tabiki işe yaramıyor, hatta zehirliyor), geceleri saçma sapan bir yarışmaya denk geliyorum. Siz de mutlaka görmüşsünüzdür. Ekranda 20 tane kare, her birinde aynı animasyon. Animasyonlardan 2 tanesi diğerlerinden biraz farklı ve bu farklı kareleri bulup canlı yayını ararsanız 15.000TL gibi bir para kazanabilirsiniz.

(video’nun orijinali şu kanalda, olur da silinirse diye kopyaladım)

15 saniye içerisinde farklı iki animasyonu bulabildiğiniz halde sürekli canlı yayına katılan insanların yanlış cevap vermeleri ve sunucunun arka arkaya hatların ne kadar dolu olduğu, az zaman kaldığı ve ödül miktarının büyüklüğünü hatırlatmaları insanı dürtüyor. (Pis Şeytan)

Pek tabiki dolandırıcılık, yayına katılanlar düzmece, hepsi ekip işi. Dakikası 20TL olan hattı aradığınızda (6px fontu okudum) yoğunluktan ötürü en az 15-20 dakika hatta bekletilip sebepsiz hattan düşüyorsunuz. (Aramadım tabiki, şikayet siteleri bu ilanlarla dolu)

Ekran Resmi 2016-09-19 00.23.49

Peki toplum ahlakını çok düşünen muhafazakar hükümetimiz ve güdümündeki RTÜK bu kanallara neden müsade ediyor?

Bilmiyorum, onca yozlaşmaya şahit olduğum halde altından çıkacak çıkar ilişkilerine bünyem hazır değil.

Ne kadar çok şikayet varsa artık 4 gün sonra gelen hürriyet gazetesi haberi

Özetle diyor ki, sorumluluğu Turksat, RTÜK ve Gümrük ve Tic. Bak. olarak birbirimize atıyoruz, onları cezalandıracağımıza saftirik haklı bilinçlendirmeye çalışıyoruz. Yazık bu millete, ya da müstehak!

seçin

o mühür elinizdeyken, kimse yanınızda olmayacak. vicdanınız ile baş başa kalacaksınız. aceleniz yok, 1-2 dakika vicdanınızı dinleyin perdenin arkasında. o, bir şüphe gibi, hep orada aslında. dinleyin bu sefer. cesur olun! dinleyin! ve barışı seçin!

Şu sıralar aklımdakiler #2

  • Forumlarda Python mu öğrensem Ruby mi diye soran bir çok kişi görüyorum, bence GO‘yu da değerlendirmeliler. (GO Türkiye)
  • Fotoğrafların baskın rengini almam gerekti bir projede, rengin yanı sıra kartelasını da veren bir kütüphane buldum.
  • Güzel bir yazı William Edwards Deming ile tanıştırdı beni. Mevzuatta yok. (ekşi)
  • Aynı blog’tan bir başka yazı: Neden Laravel kullanmıyorum. Tartışmaya açık.
  • Enpara, Steam, iTunes/App Store, Google Play, Facebook, Spotify, Windows Store/Xbox, Playstation ve Deezer harcamalarına %50 indirim kampanyasına 2015 yılında da devam edecekmiş. Güzel haber.
  • 2014’ün en çarpıcı TED video’ları burada.
  • Facebook sayfalarını iyice gözden düşerken grupları öne çıkmaya başladı. Bu yıl takip etmeye doyamadığım Ben bugün bişey öğrendim ve iyiymiş! gruplarını duymadıysanız bir göz atın derim.
  • E-kitap ile ilgiliyseniz şu oluşumu benden duymuş olmayın.

Hedefler

Kendimi daha günübirlik yaşayan, ciddi gelecek planları, önemli hedefleri olmayan birisi olarak görürdüm birkaç yıl öncesine kadar. Yaş ilerledikçe ve belki de baba olduktan sonra bu durum kendime bile hissettirmeden değişmeye başladı.

İlk belirlediğim hedefi başarmış sayıyorum artık, çünkü 5-6 ay oldu sigarayı bırakalı. Sigarayı özlemeyi bir kenara koydum, kokusundan ve tadından tiksinir haldeyim. Bunu kendimi motive etmek için yazmıyorum, cidden tiksiniyorum.

Önümüzdeki günlerde kendime büyük sayılabilecek hedefler belirledim. Umuyorum önümüzdeki yıl sonuna doğru bir kaçını başarı olarak yazabilirim.

  • Tırnak yemeye bir son vermek
  • Gereksiz bira tüketimini en aza indirmek
  • Bir üsteki madde ile çok çelişmeden single malt viski ve craft bira konusunda bir bilgi birikimine sahip olmak.
  • Atlas’ın uykuları bir düzene girerse eğer, gündüz erken kalkıp ofise gitmeden önce 1 saat kadar spor yapmak.
  • Ofisten çıkıp eve geldikten sonra en azından yarım saat yürüyüş yapmak.
  • Kucakta bilgisayarda film / dizi izlemeye bir son vermek. Bir süredir XBMC (Kodi.tv)kullanıyorum, bunu TV’ye entegre etmek.
  • Evde daha az bilgisayar kullanmak, oğlum ve karımla daha fazla zaman geçirmek.
  • Gereksiz harcamalara bir son verip, az bile olsa para biriktirmeye başlamak, alışkanlık haline getirmek.
  • İlgi alanlarımdan birisi ile ilgili anonim yeni bir blog açmak.
  • Bu bloga daha fazla yazı yazmak.
  • (edit) Tabiki daha daha çok kitap okumak. Son yıllarda hiç kitap okuyamıyorum. Halbuki 3-4 yıl öncesine kadar ne çok kitap okurdum.

Russell’in çaydanlığı

“Eğer ben Dünya ve Mars arasında eliptik bir yörüngede güneşin etrafında dönen Çin seramiği bir çaydanlık olduğunu öne sürseydim ve bu çaydanlığın en güçlü teleskoplarımızla bile tespit edilemeyecek kadar küçük olduğunu ekleyecek kadar da dikkatli olsaydım, kimse bu görüşümün tersini kanıtlayamazdı. Ama devam edip de bu savımın yanlışlanamaz nitelikte oluşundan dolayı insan aklının ondan kuşku duymasının kabul edilemez bir küstahlık olacağını söyleseydim, herkes haklı olarak saçmaladığımı düşünürdü. Ancak, eğer böyle bir çaydanlığın varlığı eski kitaplarca onaylansaydı, her Pazar günü kilisede kutsal gerçeklik olarak öğretilseydi ve okullarda çocukların beynine kazınsaydı, onun varlığından kuşku duymak bir gariplik belirtisi olarak görülür ve o kuşkuyu duyan kişiye yakınçağda bir ruh doktoruyla ya da daha önceki çağlarda bir Engizisyon yargıcıyla bir randevu alınırdı.”

Bertrand Russell – Russell’in çaydanlığı

Şu sıralar aklımdakiler #1

  • Her kelimesine katıldığım bir yazı, hislerime o kadar tercüman ki.
  • Ağaca verilen değer. (thnx Ozan) Zamanında Atatürk bir ağaç için köşkün yerini (!)değiştirtmişti.
  • Dünya karikatüristleri, karikatürü yüzünden yargılanan Musa Kart’a destek için çiziyor.
  • Apple Macbook Pro’ya SSD taktım, şu yazı çok faydalı oldu benim için.
  • Yıllardır bildiğim ama bir türlü elimin gitmediği xbmc (yeni adıyla kodi) tüm film/dizi izleme alışkanlıklarımızı değiştirdi. Sırada TV’ye entegre etmek var.
  • Şu sıralar Algolia ile haşır neşir oluyorum.
  • Ayrıca yine şu sıralar Laravel ile çok uğraşıyorum. Ya framework’lere karşı huysuzluğum geçiyor ya da ben de olgunlaşıyorum artık.
  • Evernote dışında ufak notlarımı Google Keep ile hallediyorum.
  • Bir de Android’i deneyeyim diye aldığım Samsung Note 3 iyi güzel de bir iPhone değil, 1 yıl daha idare edip yenilenen versiyonu çıkınca iPhone Plus almaya karar verdim. Tabi Watch ile beraber.
  • Android demişken, telefonumda (belki de tüm Samsung’larda) *#0*# tuşlayınca gizli bir test menüsü açıldığını öğrendim.
  • Okunacaklar listesine 4 ciltlik bir kitap ekledim. Akl-ı Kemal – Sinan Meydan

Apple Genius Bar ve Teknik Servis

Zorlu Center’daki randevu süreci ve Apple Genius Bar tecrubemi paylaşayım istedim.

2010 yılında ElmacıPazarı‘ndan (ElmaSepeti olmuş artık) aldığım 15′ Mid 2010 Macbook Pro son 3-4 aydır sorun çıkarıyordu. Sürekli arka arkaya donma ve işine gelmeyince restart atma gibi huylar edinmişti.

“Bir format atarım, temiz bir kurulum yapınca geçer” diye düşünsem de öyle olmadı. Biraz forumlarda gezince de bu seride bir sorun olduğunu ve 3 yıla kadar olan bilgisayarlarda değişim yapılacağını görünce moralim çok bozuldu. Bu tip aksilikler hep tanınan süre dolunca ortaya çıkar malum.

Hemen bilgisayarı aldığım Elmacı Pazarını aradım, artık bireysel müşterilerine teknik destek vermediklerini (!) Apple veya yetkili servisleri ile görüşmemi önerdiler. Twitter’da filan randevu almanın ne kadar zor olduğunu hep gördüğümden “hiç bulaşmayayım ben parası neyse veririm” diyerek diğer teknik servisleri aramaya başladım. 2-3 denemede telefonu açan servis bulamadım (Pupa, Bilkom, Artı), bir tanesi de (Ofis iletişim) daha telefonda 1200 Dolar + KDV gibi bir fiyat çekti. (Eski Türkiye hep bunlar)

O düşük moral ile yeni modelleri incelerken (of ne kadar pahalılar) bir kararla Apple sayfasında Zorlu Center için teknik destek telefonu, aradım, telefona çıkan Apple görevlisi (adı Doğaç idi sanırım adı) şaşırtıcı derecede ilgilendi benimle ve bazı tuş kombinasyonları yaptırdı konuşma esnasında. Bu işlemler bilgisayardaki sürekli donmaları sonlandırdı ama zırt pırt reset atmasını engellememişti. Bunun için Genius Bar’dan randevu almamı ya da diğer teknik servislere gitmemi önerdi o da.

Bir iki kere gündüz denedim beceremedim, önerilere uyup birkaç gün sonra gece 12’de denedim ve 21 dakikalık uğraş sonucu başardım (hatta yanlışlıkla arka arkaya iki kere)

Randevu günü geldiğinde neyle karşılaşacağımı bilmediğimden heyecanla gittim, biraz etrafı izleyeyim ne nasıl oluyor diye bakınayım dedim. Kendimi bir randevu kavgasının içinde buldum :) Fırsat bulup bir “Genius”a derdimi anlattım, ilgiyle dinledi ve ipad’ine not aldı. Hemen oracıkta ayaküstü imza karşılığı bilgisayarımı teslim alıp sizi arayıp durumdan haberdar edeceğiz dedi.

apple genius bar

Teknik destek ve garanti/sigorta işlerinden ağzım nasıl yandıysa bugüne kadar, kesin bilgisayarın ana kartının değişeceğine dair bir telefon alırım, 1200 dolar olmasa da hayli yüksek değişim ücreti karşılığında tamir ederler diye düşünüyordum.

6 gün sonra bir “Ürününüz alınmak üzere hazır.” konulu e-posta geldi, şüphe ve şaşkınlıkla Apple’a gittiğimde bilgisayarımın ana kartının değiştiğini söylediler ve bir imza karşılığı teslim ettiler.

Zar zor teşekkür ettim, -sanki her an birisi faturasını uzatacaklarmış gibi- sessizce oradan ayrıldım.

Biz alışık değiliz böyle şeylere.

Zaten niyetim yoktu da, bundan sonra asla başka marka bilgisayar almam, aldırmam.