35

facebook doğum günümün gece yarısında bu mesajı yazmamı önerdi, “müteşekkir hissediyor” yazdı otomatikman. benden daha iyi türkçe biliyor gibi 🙂

facebook yüz yüze görüşme bir yana, telefon ile doğum günü kutlamanın bile yerine geçmiş çoktandır, bu yıl daha fazla hissettim bunu 🙂

henüz 35 yaşında teknolojiye ayak uyduramayan yaşlılar gibi sızlanmaya mı başladım yoksa 🙂 aaah ah, nerede o eski doğum günleri 🙂

hatırlayan, hatırlamayan, bildirimleri gören, görmeyen, sağ taraftaki listede farkeden, etmeyen, kutlayan, kutlamayan herkese çok selamlar. müteşekkir hissettim efendim 🙂

görüşelim mutlaka, bir kahve içelim bir ara.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestDigg thisBuffer this pageShare on Tumblr

barış

barış olsun

çocuklar ölmesin,

çocuklar ölmesin,

çocuklar ölmesin.

bebekler ölmesin! (bunu söylemek ne acı)

ama en acısı,

devlet öldürmesin!

devlet öldürmesin.

devlet öldürmesin.

devlet yaşatsın.

(sadece bunları yazmanın bile vatan haini ilan edilmeye, linç edilmeye, can tehlikesi yaşamaya yeterli olduğu bu günlerde bunları yazmasaydım, rengimi belli etmeseydim içim huzur dolmazdı.)

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestDigg thisBuffer this pageShare on Tumblr

evde bira yapımı

Çalışkan mayalar… #brewing #microbrew #beer #notme

Levent Bali (@lbali) tarafından paylaşılan bir video ()

hani derler ya “ev alırdım” diye, biraya verdiğim parayla ev olmasa da araba alırdım sanıyorum.

verdiğim paraya yanmam da bugüne kadar içtiğim binlerce şişe bira, bira değilmiş yeni öğreniyorum.

evet, evde bira yapıyorum artık. hiç aklıma gelmemişti. son 1-1.5 yıldır biliyorum yapılabileceğini. uzun uzun araştırdım, butikbira.com sitesindeki kitlerle başladım.

sonuç: harika! ben bugüne kadar bira içmiyormuşum!

butik bira sitesi a’dan z’ye donanımlı insanlar tarafından en ince ayrıntısına kadar düşünülerek yapılmış bir e-ticaret sitesi. bunu profesyonel hayatını e-ticarete adamış ben söylüyorsam dikkate alın derim.

 

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestDigg thisBuffer this pageShare on Tumblr

seçin

o mühür elinizdeyken, kimse yanınızda olmayacak. vicdanınız ile baş başa kalacaksınız. aceleniz yok, 1-2 dakika vicdanınızı dinleyin perdenin arkasında. o, bir şüphe gibi, hep orada aslında. dinleyin bu sefer. cesur olun! dinleyin! ve barışı seçin!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestDigg thisBuffer this pageShare on Tumblr

Arkadaşlıklar…

İyi arkadaşlıklar, dostluklar, kadim dostlar, ahiretlikler. Son zamanlarda çok kafa yorduğum konulardan birisi bu.
Geriye dönüp baktığımda en kolay yaptığım şeyin, hayatımdaki insanlardan kolayca vazgeçmek olduğunu anlayabiliyorum. Tabi bunu anlayacak ve kendime itiraf edecek kadar insan kaybettikten sonra…
Bir çok kaybın nedeni sadece benim, farkındayım.
Kimini ise ilkelerime uymayan davranışlarından ötürü, fevri hareket ederek, bıçak gibi çıkarmışım hayatımdan. Çoğu zaman hak veriyorum kendime bu küme için. Devam etseydim sahte, yalan olacaktı. Nadiren de pişman oluyorum bu duruma, Don Kişot gibi hissediyorum kendimi.
Kimine hala anlam veremiyorum. Ben istemeden, sebebini bile bilmeden, zamana yayılarak ya da birdenbire çıkmışlar hayatımdan. Bazen özlüyorum onları, bazen demek ki böylesi doğruymuş diyorum. En azından nedenini öğrenmek istiyorum.
Kimisi var ama yok, Gtalk’da, Facebook’da listemde, Twitter’da takipte.
Sosyal medya zaten çok kolaylaştırıyor bu durumu. Doğum günlerinde haberi Facebook’dan alıp “Mutlu yıllar yazmak”, güzel bir haberi RT yapmak gerçek ziyaretlerin yerini almış durumda.
Alınmıyorum aslında ama en yakın saydığım 4-5 arkadaşım 2 yaşındaki oğlumu henüz kanlı canlı görmemeleri düşündürüyor aklıma geldikçe.
Ve evet, yaş ilerledikçe yeni arkadaşlıklar kurmak da zorlaşıyor.
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestDigg thisBuffer this pageShare on Tumblr

Şu sıralar aklımdakiler #2

  • Forumlarda Python mu öğrensem Ruby mi diye soran bir çok kişi görüyorum, bence GO‘yu da değerlendirmeliler. (GO Türkiye)
  • Fotoğrafların baskın rengini almam gerekti bir projede, rengin yanı sıra kartelasını da veren bir kütüphane buldum.
  • Güzel bir yazı William Edwards Deming ile tanıştırdı beni. Mevzuatta yok. (ekşi)
  • Aynı blog’tan bir başka yazı: Neden Laravel kullanmıyorum. Tartışmaya açık.
  • Enpara, Steam, iTunes/App Store, Google Play, Facebook, Spotify, Windows Store/Xbox, Playstation ve Deezer harcamalarına %50 indirim kampanyasına 2015 yılında da devam edecekmiş. Güzel haber.
  • 2014’ün en çarpıcı TED video’ları burada.
  • Facebook sayfalarını iyice gözden düşerken grupları öne çıkmaya başladı. Bu yıl takip etmeye doyamadığım Ben bugün bişey öğrendim ve iyiymiş! gruplarını duymadıysanız bir göz atın derim.
  • E-kitap ile ilgiliyseniz şu oluşumu benden duymuş olmayın.
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestDigg thisBuffer this pageShare on Tumblr

Hedefler

Kendimi daha günübirlik yaşayan, ciddi gelecek planları, önemli hedefleri olmayan birisi olarak görürdüm birkaç yıl öncesine kadar. Yaş ilerledikçe ve belki de baba olduktan sonra bu durum kendime bile hissettirmeden değişmeye başladı.

İlk belirlediğim hedefi başarmış sayıyorum artık, çünkü 5-6 ay oldu sigarayı bırakalı. Sigarayı özlemeyi bir kenara koydum, kokusundan ve tadından tiksinir haldeyim. Bunu kendimi motive etmek için yazmıyorum, cidden tiksiniyorum.

Önümüzdeki günlerde kendime büyük sayılabilecek hedefler belirledim. Umuyorum önümüzdeki yıl sonuna doğru bir kaçını başarı olarak yazabilirim.

  • Tırnak yemeye bir son vermek
  • Gereksiz bira tüketimini en aza indirmek
  • Bir üsteki madde ile çok çelişmeden single malt viski ve craft bira konusunda bir bilgi birikimine sahip olmak.
  • Atlas’ın uykuları bir düzene girerse eğer, gündüz erken kalkıp ofise gitmeden önce 1 saat kadar spor yapmak.
  • Ofisten çıkıp eve geldikten sonra en azından yarım saat yürüyüş yapmak.
  • Kucakta bilgisayarda film / dizi izlemeye bir son vermek. Bir süredir XBMC (Kodi.tv)kullanıyorum, bunu TV’ye entegre etmek.
  • Evde daha az bilgisayar kullanmak, oğlum ve karımla daha fazla zaman geçirmek.
  • Gereksiz harcamalara bir son verip, az bile olsa para biriktirmeye başlamak, alışkanlık haline getirmek.
  • İlgi alanlarımdan birisi ile ilgili anonim yeni bir blog açmak.
  • Bu bloga daha fazla yazı yazmak.
  • (edit) Tabiki daha daha çok kitap okumak. Son yıllarda hiç kitap okuyamıyorum. Halbuki 3-4 yıl öncesine kadar ne çok kitap okurdum.
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestDigg thisBuffer this pageShare on Tumblr

Russell’in çaydanlığı

“Eğer ben Dünya ve Mars arasında eliptik bir yörüngede güneşin etrafında dönen Çin seramiği bir çaydanlık olduğunu öne sürseydim ve bu çaydanlığın en güçlü teleskoplarımızla bile tespit edilemeyecek kadar küçük olduğunu ekleyecek kadar da dikkatli olsaydım, kimse bu görüşümün tersini kanıtlayamazdı. Ama devam edip de bu savımın yanlışlanamaz nitelikte oluşundan dolayı insan aklının ondan kuşku duymasının kabul edilemez bir küstahlık olacağını söyleseydim, herkes haklı olarak saçmaladığımı düşünürdü. Ancak, eğer böyle bir çaydanlığın varlığı eski kitaplarca onaylansaydı, her Pazar günü kilisede kutsal gerçeklik olarak öğretilseydi ve okullarda çocukların beynine kazınsaydı, onun varlığından kuşku duymak bir gariplik belirtisi olarak görülür ve o kuşkuyu duyan kişiye yakınçağda bir ruh doktoruyla ya da daha önceki çağlarda bir Engizisyon yargıcıyla bir randevu alınırdı.”

Bertrand Russell – Russell’in çaydanlığı

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestDigg thisBuffer this pageShare on Tumblr

Şu sıralar aklımdakiler #1

  • Her kelimesine katıldığım bir yazı, hislerime o kadar tercüman ki.
  • Ağaca verilen değer. (thnx Ozan) Zamanında Atatürk bir ağaç için köşkün yerini (!)değiştirtmişti.
  • Dünya karikatüristleri, karikatürü yüzünden yargılanan Musa Kart’a destek için çiziyor.
  • Apple Macbook Pro’ya SSD taktım, şu yazı çok faydalı oldu benim için.
  • Yıllardır bildiğim ama bir türlü elimin gitmediği xbmc (yeni adıyla kodi) tüm film/dizi izleme alışkanlıklarımızı değiştirdi. Sırada TV’ye entegre etmek var.
  • Şu sıralar Algolia ile haşır neşir oluyorum.
  • Ayrıca yine şu sıralar Laravel ile çok uğraşıyorum. Ya framework’lere karşı huysuzluğum geçiyor ya da ben de olgunlaşıyorum artık.
  • Evernote dışında ufak notlarımı Google Keep ile hallediyorum.
  • Bir de Android’i deneyeyim diye aldığım Samsung Note 3 iyi güzel de bir iPhone değil, 1 yıl daha idare edip yenilenen versiyonu çıkınca iPhone Plus almaya karar verdim. Tabi Watch ile beraber.
  • Android demişken, telefonumda (belki de tüm Samsung’larda) *#0*# tuşlayınca gizli bir test menüsü açıldığını öğrendim.
  • Okunacaklar listesine 4 ciltlik bir kitap ekledim. Akl-ı Kemal – Sinan Meydan
Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestDigg thisBuffer this pageShare on Tumblr

Apple Genius Bar ve Teknik Servis

Zorlu Center’daki randevu süreci ve Apple Genius Bar tecrubemi paylaşayım istedim.

2010 yılında ElmacıPazarı‘ndan (ElmaSepeti olmuş artık) aldığım 15′ Mid 2010 Macbook Pro son 3-4 aydır sorun çıkarıyordu. Sürekli arka arkaya donma ve işine gelmeyince restart atma gibi huylar edinmişti.

“Bir format atarım, temiz bir kurulum yapınca geçer” diye düşünsem de öyle olmadı. Biraz forumlarda gezince de bu seride bir sorun olduğunu ve 3 yıla kadar olan bilgisayarlarda değişim yapılacağını görünce moralim çok bozuldu. Bu tip aksilikler hep tanınan süre dolunca ortaya çıkar malum.

Hemen bilgisayarı aldığım Elmacı Pazarını aradım, artık bireysel müşterilerine teknik destek vermediklerini (!) Apple veya yetkili servisleri ile görüşmemi önerdiler. Twitter’da filan randevu almanın ne kadar zor olduğunu hep gördüğümden “hiç bulaşmayayım ben parası neyse veririm” diyerek diğer teknik servisleri aramaya başladım. 2-3 denemede telefonu açan servis bulamadım (Pupa, Bilkom, Artı), bir tanesi de (Ofis iletişim) daha telefonda 1200 Dolar + KDV gibi bir fiyat çekti. (Eski Türkiye hep bunlar)

O düşük moral ile yeni modelleri incelerken (of ne kadar pahalılar) bir kararla Apple sayfasında Zorlu Center için teknik destek telefonu, aradım, telefona çıkan Apple görevlisi (adı Doğaç idi sanırım adı) şaşırtıcı derecede ilgilendi benimle ve bazı tuş kombinasyonları yaptırdı konuşma esnasında. Bu işlemler bilgisayardaki sürekli donmaları sonlandırdı ama zırt pırt reset atmasını engellememişti. Bunun için Genius Bar’dan randevu almamı ya da diğer teknik servislere gitmemi önerdi o da.

Bir iki kere gündüz denedim beceremedim, önerilere uyup birkaç gün sonra gece 12’de denedim ve 21 dakikalık uğraş sonucu başardım (hatta yanlışlıkla arka arkaya iki kere)

Randevu günü geldiğinde neyle karşılaşacağımı bilmediğimden heyecanla gittim, biraz etrafı izleyeyim ne nasıl oluyor diye bakınayım dedim. Kendimi bir randevu kavgasının içinde buldum :) Fırsat bulup bir “Genius”a derdimi anlattım, ilgiyle dinledi ve ipad’ine not aldı. Hemen oracıkta ayaküstü imza karşılığı bilgisayarımı teslim alıp sizi arayıp durumdan haberdar edeceğiz dedi.

apple genius bar

Teknik destek ve garanti/sigorta işlerinden ağzım nasıl yandıysa bugüne kadar, kesin bilgisayarın ana kartının değişeceğine dair bir telefon alırım, 1200 dolar olmasa da hayli yüksek değişim ücreti karşılığında tamir ederler diye düşünüyordum.

6 gün sonra bir “Ürününüz alınmak üzere hazır.” konulu e-posta geldi, şüphe ve şaşkınlıkla Apple’a gittiğimde bilgisayarımın ana kartının değiştiğini söylediler ve bir imza karşılığı teslim ettiler.

Zar zor teşekkür ettim, -sanki her an birisi faturasını uzatacaklarmış gibi- sessizce oradan ayrıldım.

Biz alışık değiliz böyle şeylere.

Zaten niyetim yoktu da, bundan sonra asla başka marka bilgisayar almam, aldırmam.

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on PinterestDigg thisBuffer this pageShare on Tumblr